FİLİSTİN'DEKİ ÖLÜMLER ÜMMETİN SUÇU

MUTLU BİLGE

13-12-2017 22:41


Protestan Ahlak anlayışının bir ürünü olan Klasik Liberalizm ve onun ekonomiye uygulaması Kapitalizmle yönetilen Dünya’da, İslam Toplumu’nun, kendi siyasal düşüncesini ve ekonomik anlayışını kuramsal bir zemine oturtup kurumsallaştıramaması, İslam Dinin abdest, namaz, oruç, zekât, kurban kesmek ve hacca gitmek gibi sadece ferdi konularına ağırlık vermesi, bugün yaşanan sorunların, İslam coğrafyalarında yaşanan Müslüman katliamlarının en temel sebebidir. İslam Dini, Liberalizmin tersine bireyi değil,toplumu yani ümmeti esas alır. Toplumun çıkarını bireyin çıkarından üstün tutar. Bunu yaparken bireyleri göz ardı ettiği ya da hiç önemsemediği anlaşılmasın. İslam Dini, bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş olur diyecek kadar da bireyi önemseyen, tek tek insanları eşref-i mahlukat niteleyen bir dindir. Ancak Hz. Peygamber (s.a.v) efendimizin vefatının ardından yaşanan ve Beni Saideoğullarının Sakife Gölgeliğinde Hz. Ebubekir’in Halife seçilmesiyle başlayan ayrılıklar, Halifelik sorunu olarak devamında Hz. Ali zamanında Hakem Olayı ve Cemel Vakası’nın yaşanmasına sebep olmuş, nihayet Muaviye’nin entrikalarla ele geçirdiği Halifeliği saltanata çevirmesi ve oğlu Yezid zamanında Hz. Hüseyin’in şehit edildiği Kerbela Olayı ile günümüze kadar süren kopukluğu oluşturmuştur.

Böyle bir tarihsel süreçte önce Sünni-Şia bölünmesi, devamın da da her ikisi içerisinde farklı mezhep ve tarikatların ortaya çıkması, daha da önemlisi bu farklı mezheplerin birbiriyle mücadele içerisinde olması, İslam toplumunun bütüncül bir yapı içinde güçlenmesini önlemiştir. Bugün Dünya üzerinde Müslümanların yaşadığı ve İslam Devleti olduğunu söyleyen devletlere baktığımızda hepsinin birbirinden farklı olduğunu ve hiçbirinin diğeriyle aynı olmadığını görürüz. Çoğunlukla halkın Müslümanlığı ile devletin İslam anlayışı arasında farklılıklar bulunmaktadır.  Arap Yarımadasında bulunan devletlerden Suudi Arabistan,  bir Vehabi devletidir ve Vehabilik de hak mezheplerden kabul edilmemektedir. Dahası kuruluşunu İngiliz efendilerine borçludur. Yine Kuveyt, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi birbirine akraba devletlerin de sınırları cetvelle çizilmiş, bu devletler de İngiliz ve Amerikalı Efendilerinin izinden çıkamayan Müslüman ülkelerdir. Aralarına Filistin topraklarının gasp edilmesiyle İsrail Devleti yerleştirilerek daha sıkı bir kontrol altına alınmışlardır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa zamanından itibaren Osmanlı’dan kopan ve daha sonra İngiliz kontrolüne giren Mısır’ın da İslam Devleti olmak konusundaki sınavında sınıfta kaldığını gördük. Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’de zaten halkı Müslüman da olsa devletin dini olmaz diyerek seküler bir anlayışı benimsemiştir. Örneklere bakıldığında aradığımız İslam toplumuna ait bir devlet ve ekonomi modelini uygulamada bulamıyoruz. Bu konuda İbni Haldun, Farabi, ve İbni Rüşt gibi İslam düşünürleri çok önemli çalışmalar yapmışlar, Batı Hıristiyan dünyası bunlardan önemli bir oranda faydalanmış, her nasılsa İslam Toplumu bu teorik çalışmaları pratiğe aktaramamıştır. Bunun yerine bugün de olduğu gibi hala asırlardan beri namazı nasıl kılacağımızı, Kurbanı nasıl keseceğimizi, orucu ne bozar ne bozmaz, ya da evliya menkıbeleri öğreniyoruz. İslam Siyaseti, İslam Toplum düzeni, İslam Ekonomik düzeni ve Cihad, yardımlaşma ümmet halinde tek vücut hareket etmeyi öğrenmiyoruz. Hepimiz teslim olmuşuz Protestan Düşüncesinin ürünü olan Liberalizmin her koyun kendi bacağından asılır felsefesine. Her koyun kendi bacağından asıldığı için bugün İsrail, vaat edilen toprakları Müslümanlardan temizlemek için Dünya’nın gözü önünde kadın, çocuk, genç ve yaşlı demeden öldürürken sesimizi çıkaramıyoruz. Dünyanın diğer coğrafyalarında örneğin bir Myenmar’da ya da Orta Afrika ve Nijerya’da Müslümanlar Hıristiyan çetelere kıydırılırken duymazdan, görmezden geliyoruz. Bosna Hersek’de binlerce Müslüman’ı Hıristiyan Hollanda’lı Birleşmiş Milletler Askerlerine emanet edip ölümlerine sebep olduğumuzdan da ders almadık. Kutsal bir metin gibi Uluslararası İlişkilere egemen olan güçlerin ortaya attıkları ve hep kendi çıkarlarına yorumladıkları Uluslararası Hukuka bağlılık bildiriyoruz ve bu bağlılık adına plajda şehit edilen Filistin’li çocuklar için kınama mesajı yollamaktan başka bir şey yapamıyoruz. Artık bugün hepimiz biliyoruz ki, ortada ne bir uluslararası hukuk ve ne de bu sözde uluslar arası hukukun yarattığı kurumlardan olan Birleşmiş Milletler vardır. Fransa Hıristiyan vatandaşlarını korumak için Orta Afrika’ya asker çıkarıp müdahale ederken, uluslararası hukuk ve sözde kurumları sessiz kalırken, sürekli yaşanan Müslüman katliamları karşısında hiçbir Müslüman Devletin ya da Müslümanların yaşadığı, sözde Müslümanların yönettiği Devletlerin müdahale etmeyi bırakın aklından bile geçiremediğini görüyoruz. Dinler arası diyalog ve hoşgörü palavralarıyla uyutulan İslam ümmeti, Müslümanların katliamlarını hoş görür hale gelmiştir.

Asırlardan beri hilafet meselesini çözememiş, kendi kurumlarını oluşturup dünyaya kabul ettirememiş, bunun yerine Hıristiyan icadı kurumların varlığını kabul eden ve bunlara üye olan İslam Ülkeleri var olduğu sürece, nasılsa Mehdi gelecek dünyayı düzeltecek şu an biz yaşamamıza bakalım diyen Müslümanlar olduğu sürece Filistin’de ve daha başka yerlerde çocuklar ölmeye devam edecektir.

MUTLU BİLGE

20.07.2014/BOLU

Bu haber 997 defa okundu.
Diğer Yazıları
HASAN KÜLÜNK
MUTLU BİLGE
ZORBEY KEBECİGİL
HAVA DURUMU


NİĞDE